Uzay Nedir? Tarihte Uzay Kavramına Bakış

Uzay aslında insanoğlunun tarih boyunca merak ettiği bir konu olmuştur. Uzay tam olarak neresi? Uzayın bir başlangıcı ve sonu var mıdır? Uzayda neler vardır? Tüm bu sorularda merakını gidermek için de çok fazla araştırma ve buluş da yapmıştır. O halde çok kafa karıştırmadan konumuza giriş yapalım. Bu yazıda uzay nedir, uzay kavramı üzerine tarihte bilim adamlarınca yapılan araştırmalar ve değerlendirmeler üzerine bilgi vereceğim.

İnsanoğlu tarih boyunca uzay nedir sorusuna cevap aramıştır
İnsanoğlu tarih boyunca uzay nedir sorusuna cevap aramıştır

Uzay Nedir?

Kelime anlamı olarak uzay yani feza, bütün varlıkların içinde bulunduğu sonsuz boşluğa verilen isimdir. Uzay, gökbilimde bütün gökcisimlerinin içinde bulunduğu sınırsız boşluğu tanımlar. Gökbilim dışında uzay kavramını belirtmek için uzam (Mekan) deyimi de kullanılmaktadır.

Uzayda tahminen milyarlarca galaksi bulunmaktadır. Bu galaksilerin içinde milyonlarca sistemler, yıldızlar, gezegenler, karadelikler, asteroitler ve belki de daha birçok henüz keşfedilmemiş oluşumlar bulunmaktadır. Uzayın ortalama sıcaklığı -270 °C, mutlak sıfır noktası ise -273 °C’dir.

Uzayda Pisagor ve Tales teoremleri geçerli olduğu gibi, Öklid geometrisinin bütün temel ilkeleri de geçerlidir. Bu kavramlar insanın en azından bugünkü gereksinimlerini yanıtlamaya yetmektedir. Bu nedenle uzay bütün maddi nesneleri içeren, sürekli ve sonsuz bir varlık olarak değerlendirilmektedir.

Tarihte Uzay Kavramı

Uzay kavramı öteden beri filozofların, fizikçilerin ve matematikçilerin üzerine eğildikleri bir konu olmuştur. Kavrama verilen önem ve kavramın tanımlanması zaman içinde değişikliğe uğramıştır.

Uzay Nedir Üzerine İlk Tartışmalar

Tales, Anaksimens ve Anaksimandros gibi Yunan felsefesini başlatan İyonya Okulu’na bağlı düşünürler, uzayın gerçek ve sonsuz bir kavram olduğunu öne sürmüşlerdir.

Aynı kavramı Pisagor Okulu da paylaşmış ve uzayla madde arasında kesin bir ayırım yapmıştır. Uzay maddeden bağımsız olup boşlukta da vardır. Uzay nesneleri içerir ve birbirlerinden ayrılmalarını sağlar. Ayrıca nesneler üzerinde basınç yaparak, sonsuz büyük ya da sonsuz küçük biçimler almalarını önler.

Atomcu düşünürler ise uzay konusunda başka görüştedirler. Aralarında Demokritos’un da bulunduğu bu düşünürler boş ve sınırsız bir uzayın varlığını kabul etmekle birlikte, uzayın nesneler üzerinde etkisi olduğu görüşünü kabul etmezler. Bu düşünürlere göre uzayın nesneler üzerinde etkisi söz konusudur.

Platon’un, Aristoteles’in ve atomcuların görüşleri daha sonraki yıllarda uzayla ilgili tartışmaların temelini oluşturmuştur. Klasik dönemin son bölümünde ve Ortaçağ’da çeşitli düşünürlerin öne sürdükleri görüşlerin, dönemin dinsel düşüncelerinden büyük oranda etkilenen değişik gerekçelerini özetlemek kolay değildir.

Rönesans ve Sonraki Dönemde Uzay

Ancak yöneltilen eleştirilere karşın, Aristotales’in uzay kavramının Rönesans’a kadar geçerliliğini koruduğunu belirtmek doğru olur. Bu tarihte Kopernik’in Güneş merkezli evren kuramı ve Galilei’nin gözlemleri, Aristorales’in görüşünün yanlış olduğunu göstermiştir.

Isaac Newton, mekanik olayların hemen hepsinde birkaç ilkeye dayandığını ortaya koyarak fizikte yepyeni bir çağın başlamasına öncülük etmiştir. Newton evreni yoğun bir biçimde saracak maddi olmayan sonsuz ve gerçek bir uzayın varlığını kabul etmek gerektiği sonucuna varmıştır. Yıldızlara oranla hareketsiz olduğu varsayılan bu uzaya, Newton “salt uzay” adını verdi. Nesnelerin dinginliği ya da hareketi bu uzaya göre değerlendirilmeliydi.

Albert Einstein’ın görelilik teorisine göre ise uzay elastike bir dokuya sahiptir. Görelilik teorisi, cisimlerin bu elastike dokuyu bükmelerinden dolayı yerçekiminin olduğunu ileri sürmektedir. Uzay’da zaman kavramı yoktur. Zaman, bizim algılarımızla yarattığımız bir kavramdır.

Sonuç

Uzay insanlık tarihi boyunca her zaman ilgi çekmiş ve merak uyandırmıştır. İnsanoğlu uzay nedir sorusuna sürekli cevap aramıştır. Dolayısıyla da merakını gidermek için çeşitli icatlar yapmıştır. Bu amaçla geliştirdiği teleskoplarla uzayı incelemiş, bilgi toplamıştır.

Astronomi bilimi ile birlikte uzay hakkındaki bilgiler daha da artmıştır. 20. yüzyıla gelindiğinde ise uzaya gönderilen uydular, füzeler ve uzay araçları ile çok daha fazla bilgi toplanmaya başlamıştır.

Yazıyı paylaş:

Similar Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir